15 Ekim 2012 Pazartesi

Finlandiya Seyahatim

Ya şimdi farkettim, Finlandiya'ya gideli 1 sene olmuş!İlk defa ve çok hevesli gittiğim bir ülke olmasına rağmen, bir türlü blogda yazma fırsatım olmadı. Neyse 1 sene de olsa, her şeyi unutmadan yaziyim dedim.

Finlandiya'da çalıştığım şirketin sektörü ile ilgili fuar olduğunu duyar duymaz hemen yola koyuldum. Fuar Jyväskylä adlı küçük bir şehirde yapılıyordu. Facebook'dan hemen 1998, 2000 ve 2001 yıllarında gittiğim Lions kültür değişim programı kamplarında tanıştığım Finlandiya'lı arkadaşlarıma tek tek mesaj attım. Bu onlarladan herhangi biri ile görüşmek için çok iyi bir fırsattı. İnanılmaz bir şekilde, küçük bir şehir olmasına rağmen 1996'da tanıştığım bir arkadaşım bu şehirde yaşıyor çıktı:)

Neyse önce Helsinki'ye oradan da yerel bir havayolu ile Jyväskylä'ya geçtim. Şehir çok sevimli ve küçük. Ama spor bakımından yapılacak çok şey var. Dağcılık, trekking, su sporları, çim kayağı vs vs.

Fuar tahmin ettiğim gibi küçüktü. Fuarla olan işim bitince de yıllar sonra arkadaşım Anne ile buluştum ve onun sayesinde bu küçük şehri ve Finlandiya'yı daha iyi tanıma fırsatım oldu.

Şehir inanılmaz derecede sakin. Sabah göl kenarındaki otelimde uyandığımda kendimi hayatımda hiç olmadığı kadar enerjik ve dinlenmiş hissettim. Oksijen oranı yüksek, hava kirliliği hiç yok. Arabadan çok bisiklet var. İlk sabah uyandığımda şöyle bir kafamı pencereden çıkarttım. Ne şehir sesi var ne başka bir ses. Kuşlar bile ötmeden sessiz sedasız uçuyorlar. Arada bir geçen bisiklet sesi de olmasa neredeyse tamamen sessizdi.

Hemen fotoğraflara geçiyim. Önce otelimin çevresi ve manzarası ile ilgili fotoğraflar. Karşıdaki köprü tam otelimin yanındaydı ve köprünün karşısında ise bir üniversite vardı. Ne şanslı öğrenciler düşünün.






Yemek fotoğrafı olmadan olmaz:):P


Köprüyü geçince tam karşı kıyıda gölün etrafını dolanan bir yürüyüş yolu vardı. Bu yolda yaklaşık 2 saat dolandım. Ağaçların altında gezdiğiniz bir patika, bir tarafınızda orman bir tarafınızda ise göl gerçekten çok huzur vericiydi.





Bu şirinler mantarlarından etrafta sıkça görebiliyorsunuz. Zehirliymiş bu arada.


Universiteye bisikletle gelen öğrenciler bisikletleri hemen binanın dışında çimenlere bırakıyor.

Patika yoldan bir kare

Öğlene doğru arkadaşımla buluşup şehri gezdik. Bir kitapçıda Hobbit'in Fince versiyonunu gördüm, kapağı çok sevimli yapmışlar:)

Şehirde bulunan yüksek bir kuleden tüm şehri görebiliyorsunuz. 


Yemekler yemekler:D


 İşte arkadaşım Anne:D

2. günün akşamında Anne'in yakın bir arkadaşı ile buluştuk. Beni Aborjin müziğine gönül vermiş bir grubu dinlemeye götüreceklerini söylediler. Daha o noktadan "Aha Cenk, anlatacak hikaye çıkıyor dedim" Kendileri de pek farkında değildi ama bu konserin verileceği yer, kiliseden bozma bir binaydı. Bu binada çeşitli sanat etkinlikleri yapılıyor. İçerisi aydınlatılmış ama bildiğiniz kilise sıralarının olduğu bir bina. Duvarlar çeşitli inanışlara göre çizimler ve kim olduğunu anlamadığım siyah beyaz fotoğrafları olan amcalarla doluydu. İçeriye eve girer gibi ayakkabınızı çıkartıp giriyorsunuz.

Konseri veren elemanlardan birinin beyaz çoraplarını görünce dakika bir diyerek gülmemi zor bastırdım. Lore sen nasıl bir ortama geldin, bu neyin kafası derken müzik başladı. Önceleri ilginç ve güzel gelse de, daha sonra çalanların ve müziği izleyenlerden bazılarının garip trans halleri nedeniyle yine gülmemi zor bastırdım. Yarım saat sonra müzik kesilip, şimdi çaldığımız müziği içinizde sindirin, 5 dakika sessizlik diyince şimdi sıçtık dedim. Ensemden terler akmaya başladı, arkadaşımı yan gözle süzdüğümde onun da aynı durumda olduğunu gördüm. Gittikçe suratım kızarmaya ve ısınmaya başladı, kahkaha atmamak için kendimi zor tutarken bir anda gruptan biri, Voouyyiiioooooo ooooooviyy diye vokala başlayınca kendimi ayakkabı bağlıyor numarası ile yere zor attım. Bir de bir teyze elinde tef gibi bir şeyle etrafta dolaşıp bizi kutsuyor gibi hareketler yapınca tamam artık ölüyorum dayanamıyacağım bu kadar kendimi tutmaya dedim. Neyseki daha uzun sürmedi ve 5 dakika sonra konser bitti. 


Zaten konserin tanıtım afişine baksanıza bu ne abi, neyin kafası bu cidden, yılan mı ne bu, ot mu içiyor ne yapıyor:D


Buradan sonra yerel bir grubun çaldığı bir bara gittik. Dillerini anlamasam da şarkılar güzel geldi.
İçeri girerken şöyle bir damga basıyorlar


Müziği bir kafanızda canlandırmaya çalışın...Şimdi o anda kaydettiğimi dinleyin, bakalım düşündüğünüze benziyor mu?



Kısa Finlandiya seyahatim böyle geçti. Gerçekten çok huzurlu bir ülke. Ama bizim gibi stres ile beslenen bünyeler için biraz fazla mı sakin ne demekten kendimi alamadım. Hava yağmurlu olduğu için fotoğraflar pek güzel çıkmadı, idare artık:)


5 yorum:

[Reply] ♡ Disa Style ♡ dedi ki...

Aile yakınlarımdan biri Finlandiyada yaşıyor o sebeple orayı görmeyi çok istiyorum.Zaten sessizlik beni çok cezbediyor orada da bizim gibi gece gündüzü yaşamadıklarından pek kalabalık değil aslında buda bence çok güzel ..Bu arada fotoğraflar çok iyi..Ayrıca bisikletleri görünce şey geldi aklıma bizimkileri oraya buraya kilitliyoruz onu bile kesiyorlar orada cimlere bırakılıyor.Ve geri geldiklerinde bisikletleri durması takdire şayan^^ Bir ara okula bisikletle gitmeyi düşünüyordum da fakat dışarda bisikletime bir şey olur endişesiyle bisikletle gitmeme izin vermemişlerdi:)

[Reply] Loreathan dedi ki...

Umarım bir gün fırsatın olur:) gece gündüz olayı güney bölgelerde daha normal, ama kuzey kısımlarda 6ay döngüsü mevcut. Ben yine gitmeyi çok istiyorum, bakalım artık:)

[Reply] özlem dedi ki...

1 sene jvaskyla'da kaldim.. Cok guzeldi.. Simdi yazilanlari fotograflari gorunce tekrar o yillara gittim. Turkiye'den hele ki istanbuldan cok farkli.. Hele bir de orda kalan arkadas es dost varsa mutlaka gidip tekrar gormeli.. Darisi basima :)

[Reply] Loreathan dedi ki...

@Özlem
Aa ne kadar şanslıymışsın, benim gittiğim dönemde ışıkla ilgili bir festival vardı onu yazmayı unutmuşum:) Ne için kalmıştın orada?

[Reply] özlem dedi ki...

Erasmus ogrenci degisim programi ile gittim, 1 sene Jyvaskyla'da kaldim

Yorum Gönder

 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...