elora etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elora etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2016 Pazar

Elora ile Geekkutu açıyoruz :)

Türkiye'de de böyle bir atılım görmek beni inanılmaz mutlu etti. Ayrıca kişisel mesajları ile bana yolladıkları tanıtım kutusu ile gönlümü iyice çaldılar. Teşekkürler www.geekkutu.com


28 Ocak 2014 Salı

Superman logosunun evrimi

Çocukluktan beri en favori süper kahramanım Superman olmuştur. Daha 3-4 yaşlarındayken babam ve ağabeyimle sinemada filmlerine gittiğimizi hala hayal meyal hatırlıyorum. 

Aşağıda Superman logosunun evrimine ait bir tablo var. Benim en alışık olduğum logolar 1978(doğduğum sene) ve 1985'deki logolar. Geçen gün Elora Superman logolu tshirt'ümü gösterip,(kendinde de var:)) sarı kısımlara, bu anne, bu baba, bu Elora dedi. Bunu duyunca aklıma geldi, ben de küçükken, Superman logosu çizmeye çalıştığımda, harfleri bilmediğimden logoyu sadece parçalar olarak algılıyordum. Önce sarı kısımları çizip sonra kırmızı kısımları çizmeye uğraşıyordum:) En sonunda da çerçevesini. Hatta o sarı şekillerden üsttekini helikoptere benzetiyordum :D

Elora olmasa bunu asla hatırlamazdım:)


21 Ağustos 2013 Çarşamba

Spellfair 2013

Etkinliğin üzerinden 1 ay geçti ama daha yeni yazıyorum. Facebook'dan Spellfair etkinliği olacağını duymamız çok geç oldu ama yine de kostümsüz olarak orada bulunmak istemedik. Eldeki malzemelerle bir şeyler hazırladık. Elora'da bizimle geldi, kendisinin minik bir yayı vardı, tam bir cupid gibi etrafta gezdi:)

Elora bizden daha çok eğlendi herhalde:) Daha çok alanda buluna plastik havuz ve içindeki oyuncak balıklarla ilgilendi ama yine de çimlerde koşturmak da çok hoşuna gitti.

Etkinliğin detaylarını buradan görebilirsiniz

Hemen fotolara geçelim


Balık havuzuna koşan Elora:)













 Etkinliğin onur konukları, profesyonel cosplayer Calssara ve Kamui röportaj sırasında


 Elora'nın kafasına da bir cadı ablası kendi şapkasını taktı:)



9 Aralık 2012 Pazar

Elora 1. yaşında ^_^

Bu yazıyı yazalı 1 sene geçti. Hayatımın en hızlı geçen senesiydi sanırım. Elf prensesi kızım Elora 1 yaşına girdi bile. DIY queen eşim Hesionka sayesinde süper güzel ve farklı bir doğum günü geçirdik. Doğum günü teması olarak korsan konseptini seçmiştik. Daha detaylı anlatımı ve fotoğrafları Hesionka'nın blogunda bulabilirsiniz, yakında koyar:) İşte birkaç teaser.







11 Ekim 2012 Perşembe

Bu aralar...

Ya blog olayından iyice koptuk, diyerek son dönemin meşhur blog yazı başlangıç cümlesi ile olaya giriyorum. Uzunn süredir neler yapıyorum biraz güncelleme yaziyim dedim.

Doğal olarak ve ne güzel ki boş zamanlarımın çoğu minik elf prensesi kızım Elora ile ilgilenmekle geçiyor:) Arada o uyurken doğan boşluklara film, Zbrush çalışma, dizi izleme, oyun oynama gibi attraksiyonlar sıkıştırıyorum. Her Cumartesi Pazar, Eloram sayesinde sabah 7-7:30 da uyanıyorum. Sabahları annesi hafta içinin yorgunluğunu bir nebze atarken biz de salonda oynuyoruz. Daha doğrusu Elora oynuyor ben bir ayağım rüya aleminde, başka boyutlarda gezerken bir ayağım da gerçek dünyada tutunmaya çalışıyorum:) İşte böyle bir sabahda bana "Uyuyor musun?" bakışı ile bakan Eloram:)


Oyun olarak bu ara Guild Wars 2 oynuyorum ve tek cümleyle "I am loving it!!"Çok vakit olmadığı için casual olarak takılıyorum, ama böylesi daha zevkli geliyor. Aylık bir ödeme de olmadığı için rahat rahat takılıyorum. Ama oyun çok çok güzel. Yıllar sonra Wow sonrası hüsrana uğratmayan bir MMORPG oynadım ve oynuyorum. Wow çok üzdü beni, Pandaren olayına asla alışamayacağım. Zaten aylık para vermek de çok saçma geliyor artık. İşte GW2 deki karakterim. Tabiki de Human Warrior Loreathan:D



Oyundaki mekanlar mükemmel, haritalar kocaman!

Neyse oyuna daha sonra detaylı değinirim, ama cidden grafikler ve oynanış mükemmel, bedava da, daha ne olsun:)

Diablo çok hayalkırıklığı oldu be:( Çabucak tükeniverdi. Hiç açmıyorum bile. Bu ara bir de zorluğuyla meşhur "Dark Souls-Prepare to die edition" oyununu kurdum. Malesef konsoldan şıftırtma olduğu içim ve Japonlar bu konuda çok başarısız olduğundan(evet başarısız oldukları bir konu var) bir kaç denemeden sonra zaten zor olan oyunda kontrollerden kafayı yiyip, daha ilk leveldaki iskeletler ağzımı burnumu kırıp kenara atınca, Fuck this shit man!, diyerek oynamayı bıraktım. Bir sürü oyundan bahsettim ama oynadığım günler ve saatler sayılıdır.

Uzun süredir bir başka uğraşım da Zbrush. Çok zevkli ve yaratıcılığı teknik zorluklarla sınırlamayan  bir digital sculpting programı. Duymuşsunuzdur da zaten. 

Ben Zbrush dışında,  her yapılan update ile bu kadar devrimsel kolaylıklar getiren başka program bilmiyorum. Aslında yüzeyde kolay olsa da, çok fazla detay ve parametresi, bulunan bir program. Ama temelde kullanıcı dostu ve çok zevkli. Şu ana kadar üzerinde çalışabildiğim ancak 3 model var. İlki bir dragon 2. olarak da Nosferatunun biraz daha genç halini yaptım. Bir kaç haftadır da, bir başka yaratık modeli üzerinde çalışıyorum. Renderin ve materiallar üzerinde denemelerim devam ettiği için sadece teaser halini göstereyim. 


Her neyse, eve gelip de biraz da olsun 3D yapmassam suçluluk hissediyorum. Madem geliştirmek istiyorum, mutlaka her gün zaman ayırmalıyım düşüncesindeyim. Bazen oyun daha tatlı gelse de bu böyle.

Yurt dışı seyahatlerim devam ediyor. En son yine İtalya'ya gittim. Uçak yolculuğunun en sevdiğim yanı, uyumak, veya da yeni çıkan ama kaçırdığım filmleri izleyebilmek. Son 2 yolculuğumda, Snow White and the Huntsman(güzel bence beğendim), Prometheus(iğrendim, hayalkırıklığım tavan yaptı), Dictator(koptum:), Justice League Doom(yarısını izledim bayağı güzeldi) filmlerini izledim. 

Hesi ile Eloram ananede kaldıklarında bana kalan boş zamanlarda ise Gantz ve Gantz A Perfect Answer filmlerini izledim. Zaten Mangası ve animesi süper olan Gantz'ı, live actiona da güzel uyarlamışlar. Özellikle ilk film çok başarılı. Gantz sevenlere tavsiye ederim.



İtalya seyahatinden bir kare. Fotoğraf makinemi götürmediğim için iphone ile idare ettim.


Evde ise Hesionka ile dizi olarak öncelikle Dexter yeni sezon!!! ve yeni keşfettiğimiz "İşler Güçler"i izliyorum. Ya işler güçleri geç keşfettik ama nasıl bayıldık anlatamam. Çok kaliteli espriler var, umarım yayın hayatı uzun sürer.

Hesime dövme seti aldık, çoktan duymusunuzdur. Ben de bir cesaret ona bir adet yıldız dövmesi yaptım :) Yalnız arkadaş, cidden zor işmiş. Hem canını yakmamak için dikkat ederken, bir yandan da yaptığım şeyin düzgün olması için ter döktüm. Neyse yüzümüzün akıyla çıktık. Ama o kadar hoşuma gitti ki. Bu konuda da kendimi geliştireceğim sanırım:)

Neyse şimdilik bu kadar. Bakalım bir sonraki yazım ne zaman olacak. Bu arada kafamda, kısa kısa film olarak çekmek istediğim bir kaç sahne var:)Vakit kalırsa bir kaç arkadaş onu yapmak istiyorum. İstediğim gibi olursa çok eğleneceğiz:)

4 Mart 2012 Pazar

Diablo 3 beta izlenimleri

Genelde şanslı biri olarak bir çok oyunun betasına davet alıyorum. Bazen deniyorum, bazen spoiler olmasın diye uğraşmıyorum. Age of Conan, Warhammer Online, Tabula Rasa, Hellgate London, Aion, SWTOR aklıma gelenler. Ama bir tanesi var ki, beta davetiyesi gelmedi diye gerçekten üzüldüm. Diablo 3...

Ama yine şanslıyım ki, Mert adlı bir arkadaşımız bana kıyamayarak battlenet accountını ödünç verdi, ve evet kendisi Diablo 3 beta davetiyesi almış:D Hemen bugün beta clientı indirdim ve heyecan içinde oyunun başına geçtim. Aman tanrım her şey 1996'da başladığı gibi!!!

O seneye geri gidersek, bir gün kuzenim Doruk ile bir oyun fuarına gitmiştik. Heyecan içinde duyurulan Diablo'yu da fuarda oynattırıyorlardı. Açıkcası ilk görüşte, bu muymuş yeaaa filan diyerek burun kıvırmıştık. Ama sonra oyunu alıp deneyince nasıl bağımlılık yaratan, ve o dönem için(belki de hala)bir şaheser olduğunu farketmiştim. Asıl güzel kısmı da, Türkiye'de internetin, 14400 modemlerle, telefon numarası çevirerek bağlanıldığı ilk dönemleriydi. Buna rağmen bu hızda bile oyun mükemmel olarak online oynanabiliyordu. Hayatımda online oynadığım ilk oyun denilebilir.

Uzun yıllar sonra 2000 yılında, tam da Amerika'ya Lions öğrenci değişim programı ile gittiğimde Diablo 2 çıkıverdi. Hemen hazır oradayken oyunu satın aldım. Hayatımda ilk defa bir oyunu alırken 18 yaşında olup olmadığım soruldu, medeniyet işte. Türkiye'ye gelmeyi bekleyemeden hemen yanında kaldığım ailenin laptop'una oyunu kurdum ve oynamaya başladım. Türkiye'ye dönünce de madness başladı tabi. Daha sonra 2001'de bir ek paket olarak Diablo 2 Lord of Destruction çıktı. Tüm seri tek kelime ile mükemmeldi, Müzikler, grafikler, oynanış, hikaye, tümü mükemmeldi.

Şimdi çooook uzun süre sonra Diablo 3'ü heyecanla bekliyoruz. Bu bekleyişe dayanamadığım için en azından betasında biraz oyunu görmek istedim, iyi ki de öyle yapmışım. Artık daha heyecanla bekliyorum.

Ve size kıyak olarak oyun sırasında videolar kaydettim ve daha sonra bir özet olarak birleştirdim. Video ve yazının buradan sonrası biraz spoiler olabilir. Ona göre

:SPOILER ALERT:

Oyunda bir çok eski karakteri ve mekanı tekrar ziyaret ediyoruz. Oyunun ana karakterlerinden birisi Deckard Cain. Oyunun videosunda da görebileceğiniz üzere, King Leoric'de tekrar karşımıza çıkıyor, bunun dışında Eski Tristram'a gidiyoruz, yıkılan mekanları görünce ve bulduğunuz günlüğü okuyunca eski anılarınız canlanıyor. Ayrıca çoktan bahsedildi ve açıklandı mı bilmiyorum ama, Deckard Cain'in evlatlığı Leah, Adria the witch'in kızıymış. Bağlantılar nereye gidecek merak ediyorum.

Videoya geçmeden önce bir kaç foto ile heyecanı arttıralım:D








Veeee videoooo:D


[youtube http://www.youtube.com/watch?v=qLczA6u9ysE]


Son süpriz olarak, bakın demoyu kiminle beraber denedik :D Kızım Elora'ylaaa Ön saflarda da fuzziness level over 9000, Yuki ^_^



25 Aralık 2011 Pazar

Elf prensesi kızım Elora

Aylarca heyecanlı bekleyişin sonunda, elf prensesi kızım Elora'ya kavuştuk:) 3 haftalık oldu bile.

Baba olmanın nasıl kelimelerle anlatılamayacak bir his olduğunu anladım. Bunu benim gibi doğuma giren babalar daha derinden hissetmiştir. Doğuma girme kararını daha en başından almıştım, böyle bir anı kaçırmak gerçekten hayattaki en önemli anı yaşamamak gibi bir şey olur diye düşünmüştüm. Gerçekten de öyleymiş.

Hesi'nin spinal uyuşturması 30 dakika kadar sürdü. İşlemin bitmesini ameliyat kıyafetleri giymiş şekilde, doğum fotoğraflarımızı çeken nunu sakura ile beraber bir dinlenme odasında bekledik. Gerçekten içimde inanılmaz bir heyecan vardı, şu anda bile hala rüya anları gibi geliyor. Dinlenme odasında bazı doktorlar ve operatörler çay içip tv'deki garip programlara bakıyordu. TV'de de olabilecek en anlamsız programlar oynuyordu. Kekik yersen şöyle olursun, bi tarafına bilmemne yağı sürersen şuna buna iyi gelir vb.

Bir süre sonra odada sadece ben ve nunu sakura kaldı. O anda odanın telefonu çalmaya başladı. Tabiki de üstümüze alınmadık ve telefonu açmadık. 2 dakika sonra bir hemşire, bebeği çıkarıcaklar neden hala buradasınız diyince bizi aradıklarını anladık ve koridorlarda koşarak ameliyat odasına haldır huldur daldık. Hemen Hesi'nin yanına gittim ve beklemeye başladık. Gözümü doktorların yüzündeki ifadeden alamıyordum, acaba ters giden bir şey var mı diye düşünürken, doktorlardan birinin gülümsemeye başladığını gördüm ve rahatladım, belki sadece 30 saniye sonra bir diğer doktorun, Hesi'nin üzerine abandığını gördüm. O anda youtube'dan izlediğimiz videolardan bildiğim üzere bebeğin çıkmasına saniyeler kaldığını anladım. Hemşire de bana "İsterseniz ayağa kalkın bebek çıkmak üzere" diyince hemen ayağa fırladım ve hazır olan makinamla tek bir kare çekebildim, çünkü o anda Elora'mın ağlaması duyuldu ve tabi ben de bir yandan gülüp bir yandan ağlamaya başladım. Hemen video moduna geçip kızımın temizlenmesini çekmeye başladım. Dünyada daha büyük bir mutluluk var mı şu anda bilmiyorum. Sanırım olabilecek en büyüğünü yaşadım.

İşte doğum anında yakaladığım tek kare



Küçük kızım hızla büyüyor, ama ne kadar minik olduğunu fotoğraflarla anlatmak zor, yine de geçen gün çektiğim bir fotoğrafta bunu görmek mümkün.



İşte my preciousss Elf princess Elora:)


Babasının fantastik dünyasını bir kat daha fantastikleştirdi:) Ona elfler, cüceler, hobbitlerle dolu hikayeler anlatacağım, Miyazaki filmleri izleteceğim, hayal dünyasını hep renkli tutacağım:) Bu arada kız babası olmak, daha ayrı bir duyguymuş. Daha şimdiden hep benimle olsun yanımdan ayrılmasın istiyorum...


İsteyen herkese nasip olur inşallah, gerçekten dünyadaki en büyük hediye bu olsa gerek ve her türlü zorluğa değiyor. Doğumu annesinin ağzından dinlemek içinse buraya bakabilirsiniz:)


 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...