16 Eylül 2009 Çarşamba

Ürdün Macerası

Geçen Cumartesiden beridir Ürdün'deydim ve bugün döndüm. Aha bunu da bloga yazarım dediğim bir çok an oldu gelir gelmez hemen unutmadan yaziyim.

Yeni tanıştığım müşterilerimden birisi ısrarla beni bir arkadaşının davet ettiği iftar yemeğine götürmek istedi. Tanımadığım etmediğim ortam, gelenekler farklı mıdır filan derken neyse hadi gidiyim, değişik birşeyler görürüm bloga da yazarım dedim.

Bekliyorum ki böyle ufak bir evde, ortaya masa kurulmuş, köşede bir dede oturuyor, çoluk çocuk halıda oynuyor ortama gidiyorum. Hesionka'ya da dedim hatta, gider dede resmi çekerim otantik ortamda filan hehe:D

İşte geldik dediğinde bir baktım ki kocaman bir villa, önünde inanılmaz lüks arabalar, sanki otel girişi gibi olan kapıda ev sahibi gelenleri karşılıyor. Eneaam noluyoruz demeye kalmadan içeri girdik. Ev kocaman, filmlerdeki gibi bir villa fakat içerisi Arap zevksizliğinin bir örneği olarak döşenmiş. Kartonpiyer tavanların arkasında spotlar var bu bir nebze modernlik katsa da tam orta yere saçma sapan avizeler takılmış, koltuklar desen "Evlilik kampanyası, şok fiyat!!!Yatak odası, yemek odası, salon dahil!!" reklamları ile satılan koltuklar gibi zevksiz yeşilimsi kadife gibi bişi. Tüm mobilyalar allı güllü ve altın varaklı. Bir kaç modern tablo duvarları süslüyor ama ortamı kurtarmaya yetmiyor. Her ne kadar zevksiz olsa da, zengin birine ait olduğu belliydi. Sonradan öğrendimki ev sahibi Ürdün'ün sayılı zenginlerindenmiş. Buna rağmen ev sahibi çok kibar, beyefendi ve alçakgönüllü birisiydi.


Temsili Ürdün villa resmi.

Herneyse eve girdik salon kısmına yöneldik, herkes takım elbiseli ceketli, ben de otantik eve gidiyoruz diye hafif casual giyinmiştim, neyseki gömlek giymişim tshirtle filan gitsem herkes bana bakacak. "Fuck the system" filan diye tshirt giymişim mesela euheau.

Baş köşede baharat takımı gibi dizilmiş 3-4 arap kıyafetli herif de vardı, entarili filan olanlardan, bir de onlardan herhalde daha üst rütbe, Darth Vader'ımsı bir tip, siyah kıyafetlere bürünmüş tekli koltukta oturuyordu. Her içeri giren herkesin elini sıkıyor ve Selamın Aleykümler havalarda uçuşuyordu. Bizim gibi de demiyorlar bir garip söylüyorlar, ben de direk Merhaba dedim, o da arapça sonuçta. Bana sonsuz gibi gelen bir süre boyunca öyle salonda oturuldu. Herkes arasında konuşuyor tabi ben öyle bakıyorum etrafa, komik enteresan birşeyler yakaliyim diye.

Neyse ev sahibi geldi yemeğe geçebiliriz dedi. Villanın bahçesine çıktık, ortada bir sürü seccade??, diğer tarafta da upuzun bir masa ve açık büfe yemekler. 2 tane süper lüks araba da bir başka köşede. Önce masalara geçildi, ezan okununca herkes suyunu filan içti hurmasını yedi. Bende yalandan su içtim işte. Sonra baktım herkes ayaklanıyor. Namaz kılmak için seccadelerin oraya gidiyor. Müşterim kılmak istersen gel dedi, ehu, ben de "yok ben bekliyorum" filan gibi bişi geveledim. Bir an kafama dank etti, ya herkes kalkar gider namaz kılarda ben kalırsam tek masada diye düşünmeye başladım. Birer birer masalardan insanlar kalkıp gitmeye başladı. Eneeeeeeeeammm mıçtık derken baktım benim gibi oturan başkaları da var. Hayır gideceğim şimdi yalandan kıliyim derken herkes kalkarken ben oturucam beceremiycem iyice rezil olucam.

Neyse o krizi de atlattım, geldi herkes oturdu. Masalarda çorbalar hazır duruyordu. Mercimek çorbasına benzettim o yüzden masanın ortasında duran limonu aldım çorbaya sıkmaya başladım. Sanki çatal kaşık sesleri durur gibi oldu, ben limon sıkıyorum diye bana bakıyorlar sandım, sonra analdım ki kendi kuruntum. Gerginim ya herşeyi takıyorum:) Kalktık yemek almaya, yemekler tek kelimeyle nefisti, çok abartmadan birşeyler doldurdum tabağıma oturdum yemeye başladım.

Masada herkes Arapça muabbet etmeye başladı, sağolsun bir kaç kişi benim yabancı olduğumu farkedip İngilizce havadan sudan muhabbet etti. Yemek yendi, tatlılar geldi. Bir künefe yapmışlar koca tepsiyle, offff Türkiye'de hiçbir yerde öyle bir künefe bulamassınız. O kadar lezizdi ki anlatılacak gibi değil. Peynirleri farklı sanırım o yüzden. Zaten künefenin ana vatanı o taraflarmış.

Bir süre daha masalarda oturuldu, muhabbetler döndü(Arapça tabi, altyazı da yok) Ben artık tam baymaya başlamışken yavaş yavaş insanlar kalkmaya başladı. Çıkışta ev sahibinin elini sıktım teşekkür ettim. Sayılı bir milyonerin de elini sıkmış olduk:)

Gidip de o ortamı gördüğüm için çok sevindim, değişik bir tecrübe oldu. Sonradan müşterimden öğrendim ki, iftarda bulunan herkes ya sayılı zenginlerden, ya da hükümetten bakan filanmış. Ben de blog camiasından Loreathan filan deseydim tanışırken ehhehe:)

Oradan çıktıktan sonra müşterim bana, "Bir arkadaşım var seninle tanışmak istiyor, kendisi 30 sene önce Türkiye'de üniversiteye gitmiş" dedi. Hah, macera dedim içimden.

Bu sefer de diğer arkadaşının evine gittik. Bu amca da lüks bir semtte oturuyordu ve evi diğeri kadar olmasada güzel bir villaydı. Bahçe kapısının önünde durduk ve kapı açık olmasına rağmen müşterim zile bastı ve bekledi. Niye girmiyoruz dercesine bi bakış attım, sonra bir iki adım içeri girdi ve bekledi. Sonra kapı açıldı ama kimin açtığı görülmedi. Uzaktan benim müşteri birşeyler dedi, sonra yavaş yavaş eve yaklaştık. Sonradan anladım ki kapıyı karısı kızı açarsa karşılaşmamak için böyle bir attraksiyon yapıyor. Haremlik selamlık mod online yani.

30 saniye sonra ev sahibi geldi kapıya. Hoşgeldiniizz hoşgeldinizzz diye Türkçe seslenerek sevinçle bizi karşıladı, içeri girdik. Bu ev de zevksiz döşenmiş olmasına rağmen yine de biraz daha modern ve tahammül edilebilir bir haldeydi. Salona geçtik ve ev sahibi Türkçe birşeyler anlatmaya başladı, 30 sene geçmiş olmasına rağmen unutmamış Türkçeyi. Yıldız Teknik İnşaat bölümü mezunuymuş.

İkram geleneği bizimle aynı, misafiri bayıltana kadar ikram var. Konuşmamız sırasında kapı çalar gibi bir zil çalıyordu. Adam da içeri gidip geliyordu. Kapı çalıyor zannetmeme rağmen adam kapıya gitmiyordu. Sonradan farkettim ki içeriden gülüşleri konuşmaları gelen kadın kız sesleri, mutfakta bize ikram hazırlayan evin kadınlarının sesiymiş. İkram edecekleri şey hazır olunca içeriden bir zile basıyorlar. Zarrtttt diye bir ses çıkıyor ve ev sahibi adam gidip içeriden hazırlananı alıp getiriyor. Kadınlar içeri gelemiyor yani.

İkram kahve ile başladı, sonra gazoz?, sonra ev tatlısı(ki nefisti bu da, yedim valla), sonra bir posta daha kahve, meyve, çay, daha kahve içermisin dedi adam patlıyorum dedim anladı mı bilmem. Ayıp olmasın diye hepsine tamam dedim, mide fesatı geçirecektim. Adam müşterim ile arada Arapça derin ve hararetli tartışmalara giriyor, sonra benim de orada olduğumu farkedip "Hoşgeldiiiinizzz" diyordu. Ben de "hoşbuldukkk, hoşbuldukk" diyorum sanki arapça birşey der gibi. Bu en az 4 sefer oldu, artık gülmemek için nasıl kastım anlatamam.

Gecenin bombalarından biri de çay geldiğinde adama "Çok güzel değişik bir çaymış nedir bu?" dememe cevap olarak "Lipton" demesi oldu :D Ben de sanıyorumki yöresel otantik birşeyler içiyorum. Bildiğin markette satılan Lipton'muş. Neyseki adam "İçine nane atıyoruz ama" dedi de yırttım ehhe:D

Artık kalkma vakti geldiğinde yine neredeyse kopacağım birşey dedi müşterim. Kalkalım mı anlamında bana baktı ve "Yallah?" dedi hahaha ben de direk ortama uyup ve kalkıyoruz diye sevinerek "Yalllaahhh" diye abarttım.

Ramazan ayında Ürdün'de sokaklarda bir şey yemek veya içmek yasak. Yaparsan içeri tıkıyorlar ve iftara kadar salmıyorlar. Bunu bildikleri için de gündüz akşam 7'ye kadar tüm restorantlar, büfeler filan kapalı. Yabancılara birşey demezler deseler de ben riske girmedim, paşa paşa otelde yedim yiyeceğimi.

Bir ara vaktim oldu, fotoğraf çekerim enteresan birşey görürüm belki diye, downtown dedikleri bölgeye bir gideyim dedim. Downtown lafını duyan da USA'deyiz filan zanneder. Herneyse çok dik bir yokuş vardı buradan aşağı in, downtowna geleceksin dediler. İnmeye başladım, in Allah in, bitmiyor yokuş, lam bunun yukarı çıkması var dedim içimden ama neyse bir yola girdik devam diye inmeye devam ettim. Etrafta zerre enteresan birşey yok, dökük evler, saçma hayvan dükkanları, berberler, döşemeci filan var, nerede bu downtown derken yokuşun dibine ulaştım. Nerede olduğunu bilmesen işgal altındaki Irak zannedersin. Evler binalar toz içinde, korkunç şeyler satan dükkanlar, köşede yerlerde iftar açan esnaf, karanlık garip ara sokaklar. Resmen precious'ı çıkarıp foto çekmeye korktum, elimden alırlar ağlarım sokak ortasında diye. Zaten fotoğrafını çekmeye değer hiçbir şey yoktu. Bir ara 3 tane Japon Turist gördüm, taze sıkılmış meyve suyu satan küçücük bir dükkandan aldıkları içeceklerle kakara kikiri gülüşüyorlardı. "Ulan farkında değilmisiniz ne kadar bunalım bir ortam ne gülüyosunuz" diye çıkışasım geldi. O yokuşu yukarı doğru kasamayacağım için direk taksiye atlayıp otelime kaçtım.


Burası belkide dowtown'ın en tahammül edilebilir noktası, bu resme kanmayın böyle değil ortam. Ben bir de karanlıkken gittim, korkunçtu.

Petra vadisi veya deadsea'ye giderim belki diye hayal ediyordum, Petra 350km, deadsea 'de 1-2 saat uzaktaymış. Tabi iş için gidince böyle şeylere vakit kalmıyor. En azından Ürdün'ü de gördüğüm ülkeler arasına katmış oldum.

Edit: Aklıma geldi birden; Ürdünün eski kralı öldüğü zaman Mariah Carey'e "Jordan'ın kralı öldü ne diyorsunuz" demişlerdi, o da "Aaaaa çok üzüldüm çok çok iyi bir basketçiydi kendisi" diyerek herkesi dumura uğratmıştı. Her Jordan'ı Michael Jordan sanıyormuş herhalde euheuh:D

13 yorum:

[Reply] banyosuyu dedi ki...

ya sen ne iş yapıyodun ?
aynısından ben de istiyorum.

[Reply] Loreathan dedi ki...

@banyosuyu

Şirketim için yurtdışında yeni pazarlar buluyorum:)

[Reply] noranıngemisi dedi ki...

Meslektaşız :) Ama ben daha yurt dışına çıkamadım :/ Ayrıca altyazı muhabbetine koptum kafamda şöyle bir canlandırınca :)

[Reply] Loreathan dedi ki...

@noranıngemisi

Ben o konuda şanslıyım, Kasım'da da Gana'ya gidiyorum:)

[Reply] mit dedi ki...

Ben tam 3 sene Fas'ta çalıştım. Burada yazdıklarını okuyunca o günlerim geldi akıma. Zevksizlik abidesi evler, tozlu pis sokaklar, arapça konuşmalar falan... hepsini birebir yaşamış biri olarak çok daha keyifli okudum bu yazını. Yemek açısından şanlıymışsın çünkü ben genelde davetlerde ne idüğü belirsiz şeylerle karşılaşıyordum :) Çay olarak da "Etey" denilen naneli sarı birşey iiçiyorlardı. Çok da şekerli olurdu. Liptonu tercih ederdim açıkçası. Hadi yallah :) Sevgiler...

[Reply] Loreathan dedi ki...

@mit

3 sene miii?Nasıl tahammül ettin o kadar zaman?Ben 4 günde baygınlık geçirdim:)

[Reply] mit dedi ki...

Ekmek parası abeyyy :)

[Reply] nora dedi ki...

Hoşgeldiniiizzzzzz..... :D

"Ben de blog camiasından Loreathan" kopuş biiirrr :D

Lipton kopuş ikiiii :D

[Reply] Loreathan dedi ki...

@nora

Hoşbuldukkkk

"Ben de blog camiasından Loreathan" dediğimde şöyle dese
"Aman tanrım, Loreathan'ın fantastik dünyası?"
"Evet, ta kendisi"
"Aman tanrım, yazılarınıza bayılıyoruzzz!Hamdullah koşş Loreathan burada!!"

filan gibi birşey olsa daha komik olurdu:D

Lipton olayında ben de zor tuttum kendimi gülmemek için, bardağı filan ışığa tuttum sanki ne olacaksa öyle anlaşılacak gibi:D

[Reply] Yeliz dedi ki...

,aman tanrım loreathanın fantastik dünyası:)))))))))))))))süperrr yaa koptumm:)
ben cidde ve riyad a gitmiştim adamlarda para var ama zevk sıfır,çok sıradan tuhaf bir hayatları var,
tur rehberi dedi ki sizi küçük amerikaya götürücem cidde için,heyecanla hadi ya falan dedim...bi gittik yuhhhh dedim burası mı:)ürdün de varmı bilmiyrm ama arabistanda erkeklerde genelde 4 bayanla evli ve bayanlar birbirlerinin kankası nasıl yanii diyorsunn bu nasıl bi düşünce...
Gana yazılarını da bekliyoruz.....
sevgilerrr(bu yorumum sorunsuz gider umarım)
yeliz

[Reply] Loreathan dedi ki...

@yeliz

Teşekkürler Yelizzz ^_^
Ürdün de evdeki kadınları görmediğim için kaç taen vardılar sayamadım:D Ürdün enteresan, saçı başı aıçk da var kapalı da var el sıkan kadın da var sıkmayan da. Gana'da sivrisineklerle olan mücadelemi yazacağım gibi bir his var içimde:D

[Reply] Gadno Kopele dedi ki...

lipton :)

[Reply] Loreathan dedi ki...

@Gadno Kopele

Hehheh naneli ama:D

Yorum Gönder

 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...