1 Nisan 2012 Pazar

Fransa Seyahati

Geçen hafta yine yollardaydım. Bunca ülkeye gittim ama Fransa'yı görme şansım hiç olmamıştı. Bu yüzden bu seyahate daha bir istekli gittim. Hemen fotolara geçelim.


Paris'in kuzeybatısında bulunan Puteaux-La Défense bölgesinde kaldım. Buradan tren, metro veya tramvay ile Paris'in merkezine ulaşmak çok kolay. La Défense çok yüksek ve tamamen camdan oluşan binalar ile çevrili bir iş merkezi. Aynı zamanda bu iş merkezlerinin tam ortasında insanların vakit geçirebileceği bir alan oluşturulmuş. Alışveriş merkezleri de var. Bu bölgedeki mimari de çok enteresan.












Gece dönüşte bir de uzun süreli pozlama denemesi yaptım. Büyük hali için buraya bakabilirsiniz.



Ertesi akşam da Quartier latin denen yere gittim. Burada bir çok restaurant ve normale göre daha geç kapanan dükkanlar bulabiliyorsunuz.





Ertesi gün boş vaktimde ise, Paris'e giden herkesin dilinden düşürmediği Champs-Élysées'e gittim. Burada önce Arc de Triomphe de l'Étoile'in bir kaç fotoğrafını çektim. Sonra Champs-Élysées'e'de dolandım. Neden bu kadar abartılan bir yer hiç bilemiyorum. Bildiğin Bağdat Caddesi'nin geniş hali:) Benim ilgimi çeken tek şey, dev Virgin Megastore ve Disney Store oldu. Virgin mağazasında salya akıtıp çıkmaktan başka bir şey yapamadım çünkü her şey Fransızca. DVD'Ler Blueray'ler, çizgiromanlar(çeşit konusunda bu kadar fazlasını hiçbir yerde görmemiştim) her şey... Disney Store'da ise en güzel oyuncaklar bana göre Disney Animators Collection'dı. Bütün Disney bebelerini mükemmel şekilde kolleksiyon figürüne dönüştürmüşler.











Buradan da Paris'e gelip de görmeden gitmek olmaz diyerek Eiffel Kulesine gittim. En üst kata çıkmak için çok sıra vardı bu yüzden ben de sadece aşağıdan fotoğraflarını çekmekle yetindim.



Daha büyük hali için buraya bakabilirsiniz




Alttaki de Seine nehrinden bir kare. Uzun pozlama ile çektim, üst kattaki ışık demeti giden trene ait.



Son olarak eklemek istediğim konu ulaşım. Metro, tren, tramvay, hepsi o kadar güzel çalışıyo ve ayarlanmış ki, Paris'de ve çevresinde seyahat etmek çok hızlı ve kolay.



4 Mart 2012 Pazar

Diablo 3 beta izlenimleri

Genelde şanslı biri olarak bir çok oyunun betasına davet alıyorum. Bazen deniyorum, bazen spoiler olmasın diye uğraşmıyorum. Age of Conan, Warhammer Online, Tabula Rasa, Hellgate London, Aion, SWTOR aklıma gelenler. Ama bir tanesi var ki, beta davetiyesi gelmedi diye gerçekten üzüldüm. Diablo 3...

Ama yine şanslıyım ki, Mert adlı bir arkadaşımız bana kıyamayarak battlenet accountını ödünç verdi, ve evet kendisi Diablo 3 beta davetiyesi almış:D Hemen bugün beta clientı indirdim ve heyecan içinde oyunun başına geçtim. Aman tanrım her şey 1996'da başladığı gibi!!!

O seneye geri gidersek, bir gün kuzenim Doruk ile bir oyun fuarına gitmiştik. Heyecan içinde duyurulan Diablo'yu da fuarda oynattırıyorlardı. Açıkcası ilk görüşte, bu muymuş yeaaa filan diyerek burun kıvırmıştık. Ama sonra oyunu alıp deneyince nasıl bağımlılık yaratan, ve o dönem için(belki de hala)bir şaheser olduğunu farketmiştim. Asıl güzel kısmı da, Türkiye'de internetin, 14400 modemlerle, telefon numarası çevirerek bağlanıldığı ilk dönemleriydi. Buna rağmen bu hızda bile oyun mükemmel olarak online oynanabiliyordu. Hayatımda online oynadığım ilk oyun denilebilir.

Uzun yıllar sonra 2000 yılında, tam da Amerika'ya Lions öğrenci değişim programı ile gittiğimde Diablo 2 çıkıverdi. Hemen hazır oradayken oyunu satın aldım. Hayatımda ilk defa bir oyunu alırken 18 yaşında olup olmadığım soruldu, medeniyet işte. Türkiye'ye gelmeyi bekleyemeden hemen yanında kaldığım ailenin laptop'una oyunu kurdum ve oynamaya başladım. Türkiye'ye dönünce de madness başladı tabi. Daha sonra 2001'de bir ek paket olarak Diablo 2 Lord of Destruction çıktı. Tüm seri tek kelime ile mükemmeldi, Müzikler, grafikler, oynanış, hikaye, tümü mükemmeldi.

Şimdi çooook uzun süre sonra Diablo 3'ü heyecanla bekliyoruz. Bu bekleyişe dayanamadığım için en azından betasında biraz oyunu görmek istedim, iyi ki de öyle yapmışım. Artık daha heyecanla bekliyorum.

Ve size kıyak olarak oyun sırasında videolar kaydettim ve daha sonra bir özet olarak birleştirdim. Video ve yazının buradan sonrası biraz spoiler olabilir. Ona göre

:SPOILER ALERT:

Oyunda bir çok eski karakteri ve mekanı tekrar ziyaret ediyoruz. Oyunun ana karakterlerinden birisi Deckard Cain. Oyunun videosunda da görebileceğiniz üzere, King Leoric'de tekrar karşımıza çıkıyor, bunun dışında Eski Tristram'a gidiyoruz, yıkılan mekanları görünce ve bulduğunuz günlüğü okuyunca eski anılarınız canlanıyor. Ayrıca çoktan bahsedildi ve açıklandı mı bilmiyorum ama, Deckard Cain'in evlatlığı Leah, Adria the witch'in kızıymış. Bağlantılar nereye gidecek merak ediyorum.

Videoya geçmeden önce bir kaç foto ile heyecanı arttıralım:D








Veeee videoooo:D


[youtube http://www.youtube.com/watch?v=qLczA6u9ysE]


Son süpriz olarak, bakın demoyu kiminle beraber denedik :D Kızım Elora'ylaaa Ön saflarda da fuzziness level over 9000, Yuki ^_^



25 Aralık 2011 Pazar

Elf prensesi kızım Elora

Aylarca heyecanlı bekleyişin sonunda, elf prensesi kızım Elora'ya kavuştuk:) 3 haftalık oldu bile.

Baba olmanın nasıl kelimelerle anlatılamayacak bir his olduğunu anladım. Bunu benim gibi doğuma giren babalar daha derinden hissetmiştir. Doğuma girme kararını daha en başından almıştım, böyle bir anı kaçırmak gerçekten hayattaki en önemli anı yaşamamak gibi bir şey olur diye düşünmüştüm. Gerçekten de öyleymiş.

Hesi'nin spinal uyuşturması 30 dakika kadar sürdü. İşlemin bitmesini ameliyat kıyafetleri giymiş şekilde, doğum fotoğraflarımızı çeken nunu sakura ile beraber bir dinlenme odasında bekledik. Gerçekten içimde inanılmaz bir heyecan vardı, şu anda bile hala rüya anları gibi geliyor. Dinlenme odasında bazı doktorlar ve operatörler çay içip tv'deki garip programlara bakıyordu. TV'de de olabilecek en anlamsız programlar oynuyordu. Kekik yersen şöyle olursun, bi tarafına bilmemne yağı sürersen şuna buna iyi gelir vb.

Bir süre sonra odada sadece ben ve nunu sakura kaldı. O anda odanın telefonu çalmaya başladı. Tabiki de üstümüze alınmadık ve telefonu açmadık. 2 dakika sonra bir hemşire, bebeği çıkarıcaklar neden hala buradasınız diyince bizi aradıklarını anladık ve koridorlarda koşarak ameliyat odasına haldır huldur daldık. Hemen Hesi'nin yanına gittim ve beklemeye başladık. Gözümü doktorların yüzündeki ifadeden alamıyordum, acaba ters giden bir şey var mı diye düşünürken, doktorlardan birinin gülümsemeye başladığını gördüm ve rahatladım, belki sadece 30 saniye sonra bir diğer doktorun, Hesi'nin üzerine abandığını gördüm. O anda youtube'dan izlediğimiz videolardan bildiğim üzere bebeğin çıkmasına saniyeler kaldığını anladım. Hemşire de bana "İsterseniz ayağa kalkın bebek çıkmak üzere" diyince hemen ayağa fırladım ve hazır olan makinamla tek bir kare çekebildim, çünkü o anda Elora'mın ağlaması duyuldu ve tabi ben de bir yandan gülüp bir yandan ağlamaya başladım. Hemen video moduna geçip kızımın temizlenmesini çekmeye başladım. Dünyada daha büyük bir mutluluk var mı şu anda bilmiyorum. Sanırım olabilecek en büyüğünü yaşadım.

İşte doğum anında yakaladığım tek kare



Küçük kızım hızla büyüyor, ama ne kadar minik olduğunu fotoğraflarla anlatmak zor, yine de geçen gün çektiğim bir fotoğrafta bunu görmek mümkün.



İşte my preciousss Elf princess Elora:)


Babasının fantastik dünyasını bir kat daha fantastikleştirdi:) Ona elfler, cüceler, hobbitlerle dolu hikayeler anlatacağım, Miyazaki filmleri izleteceğim, hayal dünyasını hep renkli tutacağım:) Bu arada kız babası olmak, daha ayrı bir duyguymuş. Daha şimdiden hep benimle olsun yanımdan ayrılmasın istiyorum...


İsteyen herkese nasip olur inşallah, gerçekten dünyadaki en büyük hediye bu olsa gerek ve her türlü zorluğa değiyor. Doğumu annesinin ağzından dinlemek içinse buraya bakabilirsiniz:)


 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...